Bir kadının evlilikte yaşadığı dram, sadece kendisini değil, çevresindeki herkesi derinden etkilemiştir. Kadın, yıpratıcı bir evlilik sürecinin ardından artık dayanamayacak noktaya geldiğinde, boşanma sürecini başlatma kararı aldı. Fakat yaşadığı şiddetin son bulması beklenirken, ne yazık ki hayatını kaybederek bu süreç trajik bir sona ulaştı. Bu olay, şiddet dolu ilişkilerin toplum üzerindeki etkilerine ve boşanmanın ne denli zorlayıcı bir süreç olduğuna dikkat çekiyor.
Gönül Üniversitesi İşkence ve Şiddet Merkezi’nin verilerine göre, ev içi şiddet her geçen gün artmakta ve birçok kadın, yaşadığı travmalar yüzünden sessiz kalmayı tercih etmektedir. Yıllar boyunca maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddet nedeniyle ruh hali giderek bozulmuş olan bu kadın için, boşanma isteği artık bir kurtuluş umudu olarak belirmişti. Ancak, boşanma sürecinin başlamasıyla birlikte, ayrılma korkusuyla beslenen bir öfke, kocasının saldırgan tutumunu daha da artırmasına neden oldu.
Boşanma isteği, ona yeni bir hayatın kapılarını aralamak üzere bir cesaret kaynağı oldu. Eşine düşüncelerini dile getirdiği günü hatırlayan kadın, "Artık buna son vermek istiyorum," demişti. Ancak koca, bu durumdan vazgeçmesi için daha da şiddete başvurdu. Bir gün, günden güne artan şiddetin son raddesine varan bir gün, maalesef kadın hayatını kaybetti. Bu olay, kadının sadece kişinin değil, tüm toplumun sorunu olan bir gerçeği gözler önüne serdi.
Ülkemizde boşanma istatistikleri, evlilik kurumunun zorluğuna dair birçok hikaye sunmaktadır. Boşanma, sıradan bir süreç olmanın çok ötesinde, iki kişinin hayatının şekillendiği önemli bir dönüm noktasıdır. Fakat, eğer bu süreç şiddet gibi bir olgu ile daha trajik bir boyut kazanıyorsa, durumun daha ciddi hale geldiği aşikardır. Boşanma talep eden kadınların çoğu, şiddetten kurtulabilmek amacıyla bu adımı atmasına rağmen, bu süreçte karşılaştıkları zorluklar ve tehditler çoğu zaman hayatlarına mal olabilmektedir.
Medya ve toplumsal farkındalık, bu hikayenin önemine vurgu yapmaktadır. Her gün birkaç kadın, evlerinde yaşadıkları şiddet yüzünden hayatını kaybetmekte ya da ağır yaralanmaktadır. Kadının yaşadığı olay, sadece bir birey olarak onun trajedisi değil, aslında toplumun kolektif bir sorunudur. Bu nedenle, boşanma sürecinde yaşanan güçlükler, cinsiyet eşitliği ve hukuk sistemimizdeki eksiklikler üzerine daha fazla düşünmeyi gerektiriyor.
Bilinçlenme ve toplumsal duyarlılığın artması, gelecekte benzer olayların yaşanmasını önleyebilir. Kadınlara destek olabilecek, güvenli ortamlar sağlayacak ve şiddete karşı bir duruş sergileyecek sistemlerin güçlenmesine ihtiyacımız var. Her bireyin yaşam hakkı, cinsiyet temelinde hiçbir ayrım gözetmeksizin korunmalıdır. Aksi takdirde yitip giden hayatların acı hatıraları, toplum üzerinde kalıcı bir etki bırakmaya devam edecektir.
Sonuç olarak, yaşanan bu acı olay, aile içi şiddetin ne denli korkutucu ve yıkıcı bir etken olduğunu gözler önüne seriyor. Bizler, bireyler olarak bu konuya duyarlı olmak ve toplumsal farkındalığı artırmak için birlikte hareket etmeliyiz. Kadına yönelik şiddete karşı hepimizin üzerine düşen bir sorumluluğumuz var. Bu sorumluluk, sadece bir kadının hayatı değil, tüm toplumun geleceği açısından hayati öneme sahiptir.